21. Yüzyılda Girişimcilik – Prekaryanın Yegane Tercihi

1970’lerde başlayan büyük değişimin temel ögelerini;

– Teknolojik değişimin ivmesindeki artış,

– Küreselleşmenin hızlanması,

– Neoliberalizmin dünyaca benimsenmesi,

– Ve tüm bunlara bağlı olarak gelişen populizmin tüm dünyayı sarmaya başlaması olarak özetleyebiliriz.

 

Teknolojik değişimdeki hızı yakalamakta zorlanan toplumlar ve bireyler arasındaki nesil farklılıkları artarak birbirlerini anlamakta zorlanmaya başladıkları gibi, değişimin toplumsal hayata olan etkisinin de iş yaşamına yansıması kaçınılmazdı.

Küreselleşme ise işgücünün yapısını değiştirdi ve iş yaşamına milyarlarca yeni ve ucuz çalışanı pompaladı, üretim araçlarının ne olduğu karıştı ve daha önceleri kapitalistin varlığı olan üretim araçları çalışanın varlığı haline geldi.

Neoliberalizm ise her şeyi ticarileştirerek devlet etkisini en aza indirdi, ulusal ekonomik özerkliği zayıflattı ve sermayenin özgürlüğünü benimsedi. Özelleştirme, kuralsızlaştırma ve sağlık, eğitim ve refah harcamalarının azaltılması, devletin geleneksel rolü yerine küresel kapitalizmin ihtiyaçlarını destekler hale geldi.

Ayrıca neoliberalizm, ekonomik hesaplamayı, kimliğin kendisi de dahil olmak üzere, geleneksel olarak ekonomik olmayan alanlara genişletti.

Neoliberalizm insan yaşamına da daha önceki siyasal ideolojilerden farklı bir şekilde bakar. Buna göre insanlar sosyal varlılar değil, kendi benliğinin müşterisi, tüketicisi ve girişimcisidir. Bu doğrultuda çağdaş Neoliberal eğitim politikaları daha önceleri tercih edilen eşitlik, katılım ve sosyal refah hedefleri yerine verimlilik, mükemmellik ve sayıca artan tercih seçeneğini destekler. Okulları akademik kurumlardan ziyade meta olarak ele alır ve bir işletme olarak görür, onları aynı görüş altında eğitim vermeye yöneltir.

Tüm bu ögelerin sonucu ortaya çıkan değişken, belirsiz, karmaşık ve muğlak ortam (VUCA dünyası) içerisinde işletmelerin yaşamları hızla değişebilme çevikliği ile özdeşleşti. Bu çevikliğin en önemli engeli ise, değişim ve adaptasyon hızı en yavaş ve pahalı olan metalaşmış iş gücü olduğundan öncelikle onun etkisini en aza indirebilmek için “serbest çalışma” (aslında taşeronlaştırma diyebiliriz özendirilerek kurum dışına çıkarılmaya başlandı.

Sonuç olarak prekarya hızla büyüyen bir sınıf olmaya başladı, işsizlerin, işini kaybedenlerin, göçmenlerin, beyaz ve mavi yakalıların birçoğu taşeron olarak “serbest çalışan” olmaya itilirken GİRŞİMCİLİK bir tercih olmaktan çıktı ve bir zorunluluk haline geldi.

Okullarda lisans düzeyinde girişimcilik okutulması bile bunun hem sonucu hem de özendiricisidir. Girişimcilik bir meslek değil bir tercihtir ve işletme okullarında bu konuda derler verilmelidir. Ancak lisans derecesi olması anlamsızdır. Lisans derecesi genelde bir mesleği belirler, işiniz ne? Girişimciyim ????

Evet daha önce de söylediğimiz gibi kapitalizmin bir mutasyonu olan neoliberalizm girişimciliği bir tercih olmaktan çıkartarak bir zorunluluk haline getirmiş ve kişiyi hem kendi patronu hem de çalışanı yaparak kendi kendisini sömüren bir yapıya dönüştürmüştür.

Not. Bu yazı bir önceki “Girişimciliğin Dönemsel Tanımları ve Hazin Sonu” nun devamı olarak görülebilir.

The post 21. Yüzyılda Girişimcilik – Prekaryanın Yegane Tercihi appeared first on tkaraca.com / Tufan Karaca - İŞ PLANI.

Share:

Author: Tufan Karaca